İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu: Netanyahu’nun Yargılanması İçin Ulusal ve Uluslararası Kurumlar İvedilikle Harekete Geçmeli
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu hakkında verdiği yakalama kararının ardından, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Interpol'ün ivedilikle harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. 200'e yakın avukatın imzaladığı ortak çağrıyla, Netanyahu'nun savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle yargılanması talep edildi.
(İSTANBUL) İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Türkiye'nin farklı barolarından bir grup avukatın katılımıyla "Uluslararası Ceza Adaletinin Etkin Uygulanması ve Benjamin Netanyahu Hakkındaki Yakalama / Kırmızı Bülten Sürecinin Takibine İlişkin Ortak Çağrı"ya ilişkin açıklama yaptı. Kaboğlu, Sumud Filosu baskını davasının görüldüğü İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu hakkında yakalama kararı verdiğini anımsatarak ulusal çapta Adalet Bakanlığı, uluslararası çapta ise Uluslararası Ceza mahkemesi ve Interpol başta olmak üzere ilgili kuruluşların ivedilikle harekete geçmesi gerektiğini belirtti.
Konuşmasına 24 Temmuz Basın Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü nedeniyle basın emekçilerininin gününü kutlayarak başlayan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, "Basın emekçilerinin haberlerinden dolayı kovuşturulmadıkları, soruşturulmadıkları, tutuklanmadıkları günlerin, yakın olması dileğiyle kutluyorum" dedi.
24 Temmuz Lozan Barış Antlaşması Günü'nü de kutlayan ve Türkiye Cumhuriyeti halen, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olma iradesini sürdürmekte olduğunu anımsatan Kaboğlu şöyle devam etti:
"SİVİLLERE SALDIRI SAVAŞ SUÇU..."
"Yıl 1945. Tam seksen bir yıl önce ama ilerleyen on yıllarda, 1970'li yıllardan itibaren özellikle İnsani Yardım Hakkı Uluslararası Bildirgesi'nin yayınlanmasından itibaren gelişen uluslararası insancıl hukuk, özellikle saldırının ötesinde herhangi bir biçimde meşru bir savaş hali olsa bile sivillerin öldürülmesini, savaş tarafı olmayanların, zarar görmesini yasaklar. Uluslararası insancıl hukuk elli yıllık gelişmesinde çok önemli mesafeler kat etmiştir. Yalnızca ekolojik müdahaleyle ilgili istisnalar vardır. Onun dışında bütün müdahaleler ve sivillere saldırılar savaş suçları olarak sayılmaktadır.
"BAŞ AKTÖR, BAŞ SORUMLU, BAŞ SAVAŞ SUÇLUSU NETANYAHU'DUR"
Nitekim bu bildirinin üzerinden sadece otuz yıl geçtikten sonra Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulmuştur. 2002 yılında. 11 Mart 2003 yılında ise Roma Statüsü çerçevesinde bu mahkemenin anayasası bağlamında savaş suçlarına karşı, soykırım suçlarına karşı, insanlığa karşı suçlara karşı, yani bu suçları işleyenleri yargılamak amacıyla kurulan bir mahkemedir. Demek ki yirmi yılı aşkın, süreyle görev yapmaktadır. ve tam da kurulduğu yılı izleyen yıl, bir yıl sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi türev kurucu iktidarla bu, kullanarak, bu mahkemeye kapılarını açmıştır.
Anayasamızın kapısı bu mahkemeye açıktır. Bu konuda yapacağımız beyanlar, öne süreceğimiz görüşler, şu halde temelini Anayasa'dan almaktadır. Tabii ki burada, baş aktör, baş sorumlu, baş savaş suçlusu Netanyahu'dur ve Netanyahu'nun yargılanmasına ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin 21 Kasım 2024 tarihinde savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar isnadıyla yakalama kararı bulunmaktadır"
İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Gazze'ye insani yardım götüren Sumud Filosu'nu yönelik müdahaleye ilişkin görülen davada 14 Temmuz 2026 tarihli ara kararıyla Netanyahu hakkında Interpol Kırmızı Bülteni çıkarılması yönünde işlem yapılmasına karar verildiğini anımsatan Kaboğlu, şunları söyledi:
"NETANYAHU'NUN YARGILANMASI YOLU AÇIKTIR"
"Görüldüğü gibi birincisi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kararı doğrudan yakalanması ve yargılanmasına ilişkindir. Savaş suçudur. İkincisi ise daha çok, biraz önce belirttiğim gibi, uluslararası insancıl hukukun açıkça ihlal edilmesi, nedeniyle ona karşı ulusal mahkemenin, verdiği karardır. Her ikisi de çok değerlidir. Tabii ki, bizim, meslektaşlarımızın, avukatlarımızın, hazırlamış olduğu ortak çağrı metninde Pinochet kalkış eşiği olarak alınmaktadır. Pinochet'nin, yargılanması ve şimdi, Netanyahu'nun yargılanması için o meşru zemin olarak kabul edilmekte. O olmasaydı dahi, Netanyahu'nun yargılanması, yolu açıktır. Fark şudur: Pinochet eski devlet başkanıydı, Netanyahu ise şu anda görev başında olan bir başbakandır. Ama görev başında olan başbakanın yargılanmasını engelleyen herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. O nedenle, geciktirilmeden, bu işlemin gerçekleşmesi gerekiyor.
Zira, seksen yıllık bir örgüte karşı, Birleşmiş Milletler'e karşı darbe yapılarak, bu savaşlar zinciri sürdürülmektedir. Bu nedenle, bizler avukatlar olarak tabii ki Türkiye'nin her tarafından, bu bildiriye, onay veren avukatlar olduğu için, bugün burada bulunmuyorlar. Ama onlar adına da, burada İstanbul Barosu, sözcü olmaktadır. Birinci muhatap Interpol Genel Sekreterliği'dir. İkinci muhatap Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletler Meclisi'dir. Üçüncü muhatap Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'dir. Dördüncü muhatap Birleşmiş Milletler Örgütü ve Birleşmiş Milletler Örgütü'ne bağlı, insan hakları, mekanizmaları ve örgütleridir. Uluslararası alanda, bu şekilde, dört ana muhatapla karşı karşıya bulunuyoruz. İkisi kıta ölçeğinde olmak, ve üçü, uluslararası ölçekte olmak üzere muhatabımız bulunmaktadır.
DÜNYA ÖLÇEĞİNDE HİÇBİR SUÇLU CEZASIZ KALMAMALI
Tabii ki, bu arada, ulusal ölçekte Adalet Bakanlığı'nın inisiyatif almasını, aynı zamanda muhatap makam olarak, belirtebiliriz. Türkiye Barolar Birliği'ni belirtebiliriz. Önemli olan tabii bunlara nasıl bir, çağrı yapılacağıdır. Bu Gazze'deki, işgalin, Gazze'de akan kanın durdurulması, Gazze'de açlıktan ölen çocukların, kadınların, yaşlıların, yaşama bağlanması, ve yaşamlarının kurtarılabilmesi için. İşte bu çerçevede, hiçbir, suçlunun dünya ölçeğinde devlet başkanı olsun olmasın cezasız kalmayacağı, kalmaması gerektiği ve bu işlenen suçların, insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına, uğramasının, söz konusu olmadığını ve bu konuda da, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, kararının bulunduğunu hatırlatarak...
Bir, Interpol Genel Sekreterliği'nin talebi siyasal ağırlıklara göre değil, kendi anayasası, insan hakları ilkeleri ve uluslararası suçlarla mücadele amacı doğrultusunda değerlendirmesini.
İki, Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletler Meclisi'nde konunun ivedilikle gündeme alınarak Roma Statüsü'ne taraf bütün devletlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu hakkında yakalama ve teslim kararlarından doğan yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirmesini ve Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarına karşı verdikleri kararlar nedeniyle uyguladıkları yaptırımları derhal kaldırmalarını.
Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi kurumlarının ve tabii ki Avrupa devletlerinin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni Dışişleri Bakanları Komitesi üzerinden devletlerarası ayrım yapmaksızın savunmasını, desteklemesini, yakalama kararının gereğini yerine getirmekten kaçınan ve mahkemenin bağımsızlığını zedelemek amacıyla, yargıçları ve savcıları hedef alan uygulamalar geliştiren ülkelere ilişkin olası ve caydırıcı yaptırımları gündeme getirmesini, Birleşmiş Milletler Örgütü ve bağlı insan hakları birimlerinin Gazze'de işlenen ve işlenmekte olan uluslararası suçlara ilişkin delillerin korunması ve sorumluların yargılanması konusunda etkili girişimlerde bulunmasını.
"AYRIM YAPILMADAN HUKUK UYGULANMALI"
Ayrıca ülkemize yönelik olarak biraz önce Adalet Bakanlığını belirtmiştim. Türkiye Barolar Birliği haliyle barolar, hukuk fakülteleri, insan hakları kuruluşları ve uluslararası hukuk örgütlerinin bu süreci izlemelerini, gerekirse Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde amicus curiae yani mahkemenin dostu görüşü sunulması için ortak bir hukuk heyeti oluşturulmasını ve bu heyetin oluşturulması amacıyla ivedi bir biçimde, inisiyatif alınmasını, bütün bu kurumlarca istemlerimiz doğrultusundaki işlemlere dair gelişmelerden kamuoyuna bilgi verilmesini, verilmesinde ısrarcı olduğumuzu ve bunu kararlılıkla, talep ettiğimizi belirtmek isteriz.
Bu çağrı, bütün mağdurlar için ayrımsız, ayrım yapılmadan hukukun uygulanması çığlığıdır. Nasıl ki bütün suçlular için yaptırımın uygulanması, çığlığı, ortak çağrı, ise aynı zamanda mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi, çağrısıdır aynı zamanda.
Bu çağrıya, imza koyan, 200'e yakın avukat meslektaşımız, sayıları muhtemelen artarak devam edecektir. ve bu kolektif çağrı aslında kaynağını Anayasamızda bulan kolektif barış hakkını güçlendirmek, uygulamaya koyma iradesidir aynı zamanda savunma mesleği savunucuları tarafından"