İYİ Partili Kavuncu: “Toplum adeta gizli bir el tarafından ikiye ayrılıyor”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, "Terörsüz Türkiye süreci ile bütün bu zafiyetlerin olduğu dönemde ülkenin kuruluş ayarlarına da saldırılar başlatıldı. Türk milletinin varlığına, devletine karşı günden güne büyüyen arsızca tavırlar hortlatılmaktadır. Toplum adeta gizli bir el tarafından ikiye ayrılıyor. Birlik ve beraberlik diyerek tersi bir şekilde toplum bölünüyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denilerek kurulmuş, kuruluş ile birlikte ayrılık ve etnik unsur içermeden yepyeni bir Türk milleti tanımı da yapılmış iken şimdi halk ikiye bölünüp fiilen iki ayrı toplum yaratılmaya çalışılıyor. Sonra da devamında tabii iki ayrı ulus iddiası kuşkusuz hemen bunun peşinden gelecektir" dedi.

(ANKARA) - İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, "Terörsüz Türkiye süreci ile bütün bu zafiyetlerin olduğu dönemde ülkenin kuruluş ayarlarına da saldırılar başlatıldı. Türk milletinin varlığına, devletine karşı günden güne büyüyen arsızca tavırlar hortlatılmaktadır. Toplum adeta gizli bir el tarafından ikiye ayrılıyor. Birlik ve beraberlik diyerek tersi bir şekilde toplum bölünüyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına 'Türk milleti' denilerek kurulmuş, kuruluş ile birlikte ayrılık ve etnik unsur içermeden yepyeni bir Türk milleti tanımı da yapılmış iken şimdi halk ikiye bölünüp fiilen iki ayrı toplum yaratılmaya çalışılıyor. Sonra da devamında tabii iki ayrı ulus iddiası kuşkusuz hemen bunun peşinden gelecektir" dedi.

İyi Parti Sözcüsü, Parlamento ile İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, parti genel merkezinde Başkanlık Divanı toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi.

Girne açıklarında dün yolcu gemisinin battığını anımsatan Kavuncu, halen 18 kişinin arandığını belirterek "Umarım kendilerinden olumlu bir haber alırız" dedi.

Terörsüz Türkiye sürecine değinen Kavuncu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Tüm tehlikeleri ve riskleri süslü kelimelerle gizlemeye veya örtbas etmeye çalışsalar da yurdun her köşesinde ve toplumun her kesiminde maalesef huzursuzluk her geçen gün artmaktadır. Cumhuriyetin kurucu değerlerine bağlı kalamayan Türkiye'nin bu zorlu coğrafyada ayakta kalabilmesi de imkansızdır. Giderek öngörülemez hale gelen dünyada pergelin ucunu biz buradan kaldıramayız. Atatürk'ün kurduğu laik Cumhuriyet Türk milletinin en büyük tarihsel kazanımlarından biridir. Yapılanlar Türkiye'yi daha güçlendirecek adımlar değil, maalesef çok büyük risklerin içine sokacak ve zayıflatacak adımlardır. Zira yol yanlıştır, yöntem yanlıştır. Senaryonun aktörleri tamamen yanlıştır.

"BU SENARYO DIŞARIDA BİR YERLERDE YAZILMIŞTIR"

Cumhuriyet, ortak aidiyet ve vatandaşlık kavramları hiç olmadığı kadar bu süreçte hırpalanmaktadır. Kavramlarla oynanmaktadır. Vatandaşların eşitliği yerine, yani yurttaşların eşitliği yerine 'eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık' gibi yeni kavramlar çıkarılmaktadır. Yurttaşların eşitliği demek hep kullandığımız vatandaşlarımızın eşitliği demek zaten her yönden eşitliği ifade eden yeterli bir anlatımdır. Farklı alt kimlikleri, dinsel etnik kimliklerin tanınıp onlara haklar verilmesinden bahsediliyorsa o zaman burada hedef tek kimliği ulus kimliğini bozmak ve buna darbe vurmaktır. ve maalesef görünen o ki bu senaryo dışarıda bir yerlerde yazılmıştır. Zira altında Amerika Birleşik Devletleri'nin büyükelçisinin adeta imzası vardır. Çünkü yaşanılan süreçle bu, adeta sömürge valisi gibi hareket eden büyükelçinin beyanları birbiriyle paralellik arz etmektedir. İnsanlarımız, vatandaşlarımız güvende olmak istiyor. Özgürlüklerinden de vazgeçmek istemiyor.

"TERÖRİSTLERİN KUTSALLAŞTIRILMASI GİBİ BİR GERÇEKLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

Mevcut iktidarın her iki konuda da yani hem özgürlükler hem de insanların kendini her anlamda güvende hissetmesi konusunda karnesi belki de Cumhuriyet tarihinin en zayıf karnesidir. Mevcut süreç her iki kavramı sarsıntıya uğratmakta ve hırpalamaktadır. Çerçeve Yasa'nın Meclis'te onaylanmasıyla birlikte; bitmiş olan terörün sahipleri, ayakkabı numarası dahi bilinen teröristler toplumun sinir uçlarıyla oynayacak hal ve tavırlar içerisindedirler. Dışarıda özgürlük ve zafer naraları atmaktadırlar. Hadi pişmanlığı geçtik. Üzüntüye dair bir ifade de yoktur. Bugüne kadar yaptıklarıyla ilgili; pişmanlığı hadi bir tarafa koy koyalım üzüntü duyduklarına dair bir ifadeyle bugüne kadar karşılaşmadık. Türkiye Cumhuriyeti'ne bu süreçte bırakın bütün bunları bir tarafa kurşun sıkanların, devlete kurşun sıkanların, teröristlerin kutsallaştırılması gibi bir gerçekle karşı karşıyayız. 12 kişiyi diri diri yakan bir katil bugün meydanlarda nutuklar atmaktadır. AK Parti iktidarı da maalesef tüm bunlara seyirci kalmaktadır.

"MİLLET SİZE TERÖRİSTLERİ AFFEDİN DİYE Mİ OY VERDİ"

Uzun süredir tartışılan konu yani kurulan komisyonlar ve akabinde de en son Meclis kapanmadan hemen bir hafta önce çıkan bir yasayla teröriste getirilen af... Teröristler dolaylı bir şekilde de değil, aslında doğrudan affediliyor. Kimse de sormuyor, siz bu yetkiyi kimden aldınız? Öyle Meclis'te kurduğunuz komisyonlarla 18 saatlik bir süreye sıkıştırılan 12 maddelik bir yasa teklifinin apar topar yangından mal kaçırır gibi Meclis'ten geçirilmesiyle 'Biz bu yetkiyi Meclisten aldık' diyemezsiniz. Zira bu, millet iradesini yansıtmamaktadır. Milletin göstermiş olduğu tepkiyle milletin bu konudaki duruşuyla Meclis'teki verilmiş oyu karşılaştırdığınızda millet iradesinin gasbedildiğini çok net bir şekilde görürsünüz. Zira Cumhur İttifakı 2023 seçimlerinden önce bugün atmış olduğu adımlarla ilgili tek bir kelam etmemiş, seçmene bu süreçle ilgili hiçbir bilgilendirme yapmamıştır. O nedenle soru doğru bir sorudur. Siz bütün bu rezaleti bu millete yaşatırken kimden yetki aldınız? Kime sordunuz? Kimden aldığınız yetkiyle siz kimi affetmektesiniz? Milletten mi bu yetkiyi aldınız? Hayır. Zira hiçbir seçim faaliyetinde ve seçim programınızda bu konudan bahsetmediniz. Millet size teröristleri affedin diye mi oy verdi? Bu soruya cevap verebilirseniz eğer o zaman millet iradesiyle aynı doğrultuda hareket ettiğinizi belki iddia edebilirsiniz. Ama birçok konuda olduğu gibi her şeyi kapalı kapılar arkasında ve bambaşka bir ajandayla gündeme getirme konusunda mahir bir iktidarla karşı karşıyayız.

"TOPLUM ADETA GİZLİ BİR EL TARAFINDAN İKİYE AYRILIYOR"

Türkiye'nin özgürlükler konusunda, adalet konusunda, demokrasi ve hukuk konusunda güçlü kurumları muhafaza etme konusunda zafiyetlerinin en yüksek olduğu çok kritik bir dönemden geçmekteyiz. Refah, ekonomi ve üretim konularında da hiç olmadığı kadar çok kırılgan bir sürecin içerisindedir Türkiye. 40 yılı aşkın bir süredir devam eden terör meselesinin çözümü için kapsamlı bir yaklaşımı gösterecek güçlü bir devlet ve birbirine kenetlenmiş bir toplum yerine Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beraber yıpranmış, zafiyet içerisinde bir yönetim ve kutuplaşmanın zirve yaptığı bir kapanın içerisindedir Türkiye. Konu sadece burada da kalmadı maalesef. Bu Terörsüz Türkiye süreci ile bütün bu zafiyetlerin olduğu dönemde ülkenin kuruluş ayarlarına da saldırılar başlatıldı. Türk milletinin varlığına, devletine karşı günden güne büyüyen arsızca tavırlar hortlatılmaktadır. Toplum adeta gizli bir el tarafından ikiye ayrılıyor. Birlik ve beraberlik diyerek tersi bir şekilde toplum bölünüyor. Türk milletini tek toplum olmaktan çıkarıp şimdilik iki toplumlu bir düzene oturtmak ihaneti tüm acımasızlığıyla gözlerimizin önüne seriyor.

"ÖCALAN'A KAMUSAL BİR GÖREV YÜKLEYEMEZSİNİZ"

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denilerek kurulmuş, kuruluş ile birlikte ayrılık ve etnik unsur içermeden yepyeni bir Türk milleti tanımı da yapılmış iken şimdi halk ikiye bölünüp fiilen iki ayrı toplum yaratılmaya çalışılıyor. Sonra da devamında tabii iki ayrı ulus iddiası kuşkusuz hemen bunun peşinden gelecektir. Ulus devlet ve ulus kimliğin parçalanması, ümmet kimliği oluşturulmaya çalışılması da son dönemde, son haftalarda özellikle çok yoğun olarak birçok bu işin aktörü tarafından gündeme getirilmekte ve vurgulanmaktadır. 100 yıllık parantez kapanıyor. Kök yasa daha bunun gövdesi gelecek. Aslında bu bu binanın temeli katları çıkılacak diyenlerle 'Keşke Yunan kazansaydı'. diyenler 'Zulüm 1923'te başladı' diyenler bunların hepsi bu zihniyetin bu aklın hepsi aynı yerde saf tutmuş bulunmaktadır. Tek adamcılar biat etmenin konforunu sürenler, kendileri dışındakilere hayat hakkı tanımayanlar el ele vermiş durumdadır. Otokrat yapıların muazzam bir ittifakı vardır Türkiye'de. Hukuku, demokrasiyi aslında sadece nihai hedeflerine ulaşmak için sadece kullanışlı birer aparat gibi görenlerin ittifakı vardır Türkiye'de. Ve Türk milleti maalesef hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike altındadır. Öcalan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası alan yine vesayet altında olan bir kişidir aslında. Siz böyle bir kişiye kamusal bir görev yükleyemezsiniz.

"TERÖRİSTLERİN KUTSANMASININ HESABINI MİLLETİMİZİN SANDIKTA SORMASI LAZIM"

Oysa bakın ne yapıyor bu iktidar ve onun yeni ortağı DEM Parti, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Kurul Başkanı yaparak terör örgütü elebaşına tarihsel bir ilke yaşatıyor bu ülkeye ve böyle bir hükümle kamusal bir görev veriliyor. Ve maalesef arkadaşlar işte biz böyle bir süreçte çok hassas ve tehlikeli bir konunun sorumsuzca bu iktidar tarafından, milletin vicdanını yaralayacak şekilde gündeme sokulduğunu görüyoruz. Peki bütün yaşananların müsebbibi kim? Bu işin asıl sorumlusunu öyle DEM Parti'yi ya da terör örgütü elebaşı Öcalan'ı öne sürerek kurtulamazsınız. Bu işin asıl sorumlusu AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi ittifakıdır. Bu çok nettir. Milletimizin bunu görmesi lazım. Milletimiz bunun hesabını sorması lazım. Teröristlerin kutsanmasının hesabını milletimizin sorması lazım. ve elbette ilk fırsatta bu hesap çok ağır bir şekilde sandıkta bu işin aktörleri tarafından sorulacaktır. Bakıyorsunuz bütün bunlar yaşanırken süreci eleştirdiği için bazı sosyal medya hesapları hakkında inceleme başlatılıyor. Birileri diyor ki 'beğenmeyen dağa çıksın.' Bir başkası da çıkıp 'Entelektüeller yeterince bu sürece destek vermiyor ' diye o tarafa saldırıyor.

"BUNLAR MI TÜRKİYE'YE DEMOKRASİ GETİRECEK"

Şimdi bütün bunları yapanların ağzından da hiç eksik olmayan bir kavram var. Nedir o? Demokrasi. Nedir o? Hukuk. Nedir o? Adalet. Nedir o? Herkesin konuşabilme ve ifade hürriyeti. Bakın bütün bu süreci yürütenlerin, bütün bu süreci sahiplenenlerin gösterdiği tavır ve muamele budur. Bunlar mı getirecek Türkiye'ye demokrasiyi? Bunlar mı getirecek Türkiye'ye huzuru? Sosyal medya hesaplarında başlattıkları süreçle ilgili eleştiri yapanları tutuklatan, hakkında inceleme başlatanlardan mı biz demokrasiyi, ifade özgürlüğünü, hukuku bu ülkede barışı ve huzurun tesis edileceğini göreceğiz? Biz yaşadığımız tereddütleri bu konuyla ilgili olası riskleri ve itirazlarımızı gündeme getirdik diye bizi 'Dağa çıkın, beğenmiyorsanız dağa gidip orada mücadele edin' diyenler mi bu ülkeye demokrasi getirecek? Bunlar mı bu ülkeye birlik ve beraberliği, barışı getirecek olan akıldır? Buna Türk milleti inanmamaktadır ve inanmayacaktır.

"HER TÜRLÜ ANTİDEMOKRATİK UYGULAMAYI YAPAN İKTİDARA GÜVENMEK ZORUNDA MIYIZ"

Türkiye'de otokratların, Türkiye'de tek adamcıların, Türkiye'de biat etmeyi artık kendi içine ve kişiliğine sindirmiş olanların bir ittifakı vardır. ve maalesef böyle bir riskli dönemde Türkiye'nin 40 yıllık terörle mücadele problemini çözeceğini iddia edenlerin zaten karnesi ortadadır. Bütün bunları söyleyenler şunu mu istiyor? Ya gözünüzü kapatın, sürece destek verin ve destek vermek zorundasınız. Bakın görüyor musunuz? Zorbalık. Görüyor musunuz nasıl daha başlattıkları sürecin ilk etabında bu memleketin vatandaşlarının, insanlarının duyduğu tereddütleri dile getirmesine gösterdikleri tahammülsüzlüğü? Her türlü antidemokratik uygulamayı Türkiye'ye tanıtan bir iktidara güvenmek zorunda mıyız? Hele de böyle bir konuda, bu kadar hassas bir konuda hele de bizim bu Cumhuriyet'e elde ettiğimiz nimetleri hırpalayacak bu süreçte biz böyle bir iktidara her türlü antidemokratik uygulamanın mimarlığını yapmış bu iktidara bizim güvenmemizi nasıl bekleyebilir bu akıl, bu kafa, bu çevreler? Asla zorunda değiliz  ve asla da olmayacağız. İYİ Parti olarak bu sürecin karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Zira Başkanlık Divanı toplantısında da önümüzdeki haftalarda Türkiye'de milletimizle bir araya gelip bu konuyla ilgili tepkimizi nerelerde, hangi platformlarda, hangi mecralarda göstereceğimize dair de Anayasanın bize vermiş olduğu hakkı kullanacağımıza dair de birçok detaylı konuyu görüştük."

"AK PARTİ EN YASAKÇI İKTİDARI OLMUŞTUR"

Ekonomi ve hukuk alanında yaşanan sorunlarla ilgili de iktirarı eleştiren Kavuncu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin "İmamoğlu'nun 'Millet Şahidimdir' kitabının baskı aşamasındayken yasaklanmasını nasıl değerlendirirsiniz" sorusuna Kavuncu, şöyle yanıt verdi:

"Türkiye'de kitap yazdığı için tutuklananların olduğu bir süreci biz yaşadık. Şimdi de tutuklandığı için kitap yazan başka bir durumla karşı karşıyayız ama değişen bir şey yok. Yani yazdığı için tutuklananla tutuklandığı için yazanın sonuçta karşılaştığı akıbet, ikisi de aynı. Her ikisinde de bu kitaplar toplatılıyor. Hatta hatırlayın AK Parti iktidarının seçimlere ilk girdiği dönemde bir iddiası vardı. İşte o meşhur 3 Y ve o 3 Y'nin ilk Y'si de yasaklardı. Biz bu yasaklarla mücadele ettik, edeceğiz iddiası vardı. ve işte bugün geldikleri nokta. Türkiye'nin en antidemokratik, en yasakçı iktidarı olmuştur AK Parti iktidarı. Yani bu üç yeğenin artık liderliğini ve bayraktarlığını yapmaktadır.

"BAKAN OLDUKTAN SONRA SAVCI GİBİ HAREKET EDEMEZ"

Devam etmekte olan mahkeme ile ilgili, kitabın toplatılmasını bir tarafa bırakalım Adalet Bakanı'nın yaptığı açıklamalar var. Tarafsız kalması gereken konuyu tamamen kendi dışında hukukun ve adaletin milletin vicdanına sinecek şekilde işlemesine imkan tanımakla sorumlu olan bakan bu konuyla ilgili açıklamalar yapıyor. Mesela diyor ki 'halen TRT'de bu mahkemenin yayınlanmasını ister mi acaba Sayın İmamoğlu' diyor Adalet Bakanı. Adalet Bakanı'nın işi bu mudur? Adalet Bakanı'nın işi bir konuda bir mahkemenin tarafgirliğini yapmak mıdır? Hadi bakan olmadan önce savcısıydın. Şimdi bakan olduktan sonra halen savcı gibi hareket edemez. Türkiye bir parti devleti haline getirilmiştir. Adalet Bakanının yaptığı açıklamada ancak bir siyasi partinin kendi siyasi rakibi ile ilgili yapabileceği bir açıklamadır. Dolayısıyla böyle bir bakanın olduğu yerde bu tür uygulamaların olması da şaşırtıcı değildir.

"SAVUNMA HAKKI HUKUKUN EN TEMEL İLKESİ"

Hukukçular çok iyi bilirler. Son söz, hakkında suçlama yapılan kişinindir. Kişi kendisine olabildiğine rahat ve olabildiğine imkanlar dahilinde savunabilme hakkına hürriyetine sahip olmalıdır. Hukukun temel ilkesi budur. Bu temel ilke de bu şekilde gasbedilmiştir. Dolayısıyla biz kim olursa olsun Türkiye'de eşit bir şekilde Adalet Bakanlığı tarafından, hukuk tarafından bir muameleye tabi tutulmasını söylüyoruz. Yargının bağımsız olmasını söylüyoruz. Herkesin savunma hakkının hukukun en temel ilkesi olduğunu söylüyoruz. Bu hakkı gasp edecek her türlü tavrı da İYİ Parti olarak kınıyoruz ve tasvip etmiyoruz."

"KAPALI KAPILAR ARDINDA BİR TAKIM HESAPLAR YAPILIYOR"

"MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası'nda değişiklik çağrısının ardından, AKP ve MHP'nin yeni düzenlemeler üzerinde çalıştığı öne sürüldü. Bu konu hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz" sorusuna Kavuncu, "Milletle şeffaf bir şekilde konuşamayan, görüşemeyen ve izah etmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Herhangi bir değişiklik yapılacağına dair tekrar söylüyorum, biz Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu olan bir siyasi partiyiz. Biz ve bizim gibi birçok siyasi partinin bu konuları, yani geleceğini ilgilendiren bu tür konuları ayak üstü bir yerlerde birilerinin verdiği demeçlerle öğrenmesi zaten abes ile iştigaldir. Türkiye bir çadır devleti değildir. Türkiye bir hukuk devleti kurumlarıyla tam olarak çalışan bir ülke olmak mecburiyetindedir. durumundadır. Bu bozulmuştur. Bunun dengesi şaşmıştır. Dolayısıyla bu açıklamaların bütün siyasi partiler tarafından tartışılacağı ortak zemin açık, şeffaf bir şekilde TBMM'dir. Tekrar söylüyorum. Demek ki kapalı kapılar arkasında birtakım hesaplar yapılıyor. Biz hep şunu da söyledik. Bu terörsüz Türkiye dedikleri süreçle mutlak butlan süreçleri bunlar paraleldir. Bunlar beraber ve birlikte götürülen süreçlerdir. Şimdi üstüne bütün bu Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu'nda da biz birtakım şeyler konuşabiliriz, düşünebiliriz diyenlerin diğer konularda olduğu gibi bütün bunları kapalı kapılar arkasında milletten gizli saklı bir şekilde yürüttükleri net ve aşikar olarak görülmektedir. Bu da kabul edilebilir bir durum değildir İYİ Parti açısından. Buna da tepkimizi biz bundan önce hep gösterdik. Şimdi sorunun üzerine de aynı hassasiyetimizi bir kez daha vurgulamış olalım" yanıtını verdi.