40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
03:58
Haber: Esra TOKAT
(ANKARA) – İstanbul’da 2021 yılında komşusu Fatih Özcan Işık’ın bıçaklı saldırısında yaşamını yitiren Selçuk Karaman’ın ailesi, sanığın “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması istemiyle yürüttüğü hukuk mücadelesini sürdürüyor. Savcılığın “kasten öldürme” suçundan hazırladığı iddianameye rağmen yerel mahkeme sanığı “kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma” suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. İstinaf ve Yargıtay ise kararı onadı. Aile, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
İstanbul’un Sarıyer ilçesinde 23 Mart 2021’de komşusu Fatih Özcan Işık’ın bıçaklı saldırısında hayatını kaybeden Selçuk Karaman’ın ölümüne ilişkin davada, sanığa “kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma” suçundan verilen karar kesinleşirken, Karaman ailesi sanığın “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiği yönündeki itirazlarını yargının her aşamasında dile getirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Fatih Özcan Işık hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesi kapsamında “kasten öldürme” suçundan dava açıldı. İddianamede, sanığın daha önceden aralarında husumet bulunan Selçuk Karaman’ı bıçakla birden fazla kez yaralayarak ölümüne neden olduğu belirtilerek, bu suçtan cezalandırılması talep edildi.

MAHKEME SUÇ VASFINI DEĞİŞTİRDİ
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonunda sanığın eylemini “kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma” suçu kapsamında değerlendirerek, Fatih Özcan Işık’ı 11 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum etti.
İSTİNAF BAŞVURUSU: “KASTEN ÖLDÜRME’ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİ”
Karaman ailesinin avukatı Deniz Dilek tarafından yapılan istinaf başvurusunda, kararın eksik incelemeye dayandığı savunuldu. Dilekçede, soruşturmanın eksik yürütüldüğü, olay yerinde keşif yapılmadığı, önemli tanıkların dinlenmediği ve sanığın eyleminin “kasten öldürme” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca sanığın olay yerine bıçakla geldiği, saldırıya kararlı şekilde başladığı ve olayın yalnızca yaralama olarak nitelendirilemeyeceği ileri sürüldü.
İstinaf dilekçesinde, Adli Tıp Kurumu raporunda ölümcül yaralanmanın diz bölgesinden girip karşı taraftan çıkan tek bir bıçak darbesiyle büyük damarın kesilmesi sonucu oluştuğuna işaret edilerek, bunun sanığın savunduğu gibi rastgele savrulan bir darbe değil, ileri yönlü ve güçlü bir bıçak darbesi olduğu öne sürüldü. Keşif yapılmamasının da olayın oluş biçiminin aydınlatılmasını engellediği ifade edildi.
İSTİNAF BAŞVURUSU REDDEDİLDİ
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, hem sanık müdafilerinin hem de katılan aile vekilinin başvurularını inceleyerek ilk derece mahkemesi kararında usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti. Daire, delillerin yeterli olduğunu belirterek, istinaf başvurularını esastan reddetti.
YARGITAY BAŞAVCILIĞI BOZMA İSTEDİ, DAİRE ONADI
Dosya daha sonra Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin önüne geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyaya ilişkin tebliğnamesinde, ilk derece mahkemesinin “sanık ile maktul arasındaki önceye dayalı husunmetin derecesini yeterince araştırmadığı, olay yerinde keşif yapılmadığı gerekçeleriyle hükmün bozulması” yönünde görüş bildirdi.
Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın öldürme kastını ortaya koyan kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, olayın ani gelişen kavga ortamında yaşandığı ve yerel mahkemenin suç vasfı değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurularını reddederek, hükmü onadı.

AİLEDEN AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU
Selçuk Karaman’ın ailesi, yargı sürecinin tamamlanmasının ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda sanığın, “kasten öldürme” yerine “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçundan mahkum edilmesinin hukuka aykırı olduğu savunularak, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edildi.
Bireysel başvuruda, mahkemenin olayın oluş biçimini yeterince araştırmadığı öne sürüldü. Dilekçede, olay yerinde keşif yapılmadığı, taraflar arasındaki daha önceye dayanan husumetin yeterince incelenmediği, sanığın kullandığı bıçağı olaydan sonra ortadan kaldırdığı iddiasının araştırılmadığı ve sanığın soruşturma ile kovuşturma sürecinde değişen savunmalarının dikkate alınmadığı savunuldu.
SADECE 4 BUÇUK YIL HAPİSTE KALDI
Başvuruda, sanığın sadece 4 buçuk yıl hapiste kaldığı ve ardından 11. Yargı Paketi kapsamında getirtilen denetimli serbestlikten yararlanarak tahliye edildiği kaydedildi. Başvuruda ayrıca sanığın eylemini planlı şekilde gerçekleştirdiği, olay sırasında öldürmeye elverişli bıçak kullandığı ve saldırıya kendi isteğiyle son vermediği ileri sürülerek, eylemin “kasten öldürme” suçu kapsamında değerlendirilmesi istendi.
“SANIĞIN SABIKA KAYDI DEĞERLENDİRİLMEDİ”
Başvuruda, mahkemenin yalnızca ölümcül darbenin vücuttaki yerine odaklanarak karar verdiği, buna karşılık taraflar arasındaki husumet, olay öncesi yaşananlar, sanığın sabıka kaydı ve saldırının gerçekleşme biçimini yeterince değerlendirmediği ifade edildi.
Dilekçede, sanığın kasap olması nedeniyle bıçağı etkili kullanma bilgisine sahip olduğu, buna rağmen bu hususun da göz ardı edildiği ileri sürülerek, mahkemenin suç vasfını yanlış belirlediği savunuldu.
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği öne sürüldü. Başvuruda, soruşturma ve kovuşturma sürecindeki eksiklikler nedeniyle verilen kararın hakkaniyete uygun olmadığı belirtilerek, Anayasa Mahkemesi’nden temel hak ihlali kararı verilmesi talep edildi.

Gülben Ergen, Ahbap Derneği Soruşturması Kapsamında İfade Verdi: ‘İyilikten Maraz Doğar’
1
FİNANS
771 kez okundu
2
Nijerya’da 15 Temmuz’un 10. yılı dolayısıyla panel düzenlendi
685 kez okundu
3
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Diş Polikliniği’nin Çatısında Yangın
501 kez okundu
4
Havza Belediyesinden Kur’an kurslarındaki öğrencilere ikram
437 kez okundu
5
Gülistan hamile miydi? Yeni tanıktan davanın seyrini değiştirecek ifade
309 kez okundu