40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
03:58
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen ve aralarında Haluk Levent ile Ece Güner’in de bulunduğu 14 kişinin tutuklandığı soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Cezaevinde bulunan Ece Güner, avukatları aracılığıyla sessizliğini bozarak yaşadığı süreci tüm detaylarıyla anlattı.
Mesajında Haluk Levent’in mağdurlarının ortak özelliklerine dikkat çeken Güner, şu çarpıcı değerlendirmelerde bulundu:
“Hiç Haluk Levent kadar iyi hikâye anlatan ve inandırıcı olan birine rastlamamıştım. Sanırım zaten büyük dolandırıcıların ortak özelliği budur: en akıllı insanları bile inandırma. Dikkat edin, duygusallığını istismar ettiği ben dahil tüm insanlar hayatında büyük bir travma yaşamış. Örneğin kızını kaybeden iş insanı, ben -kanser ve boşanma-. Ayrıca gözaltındayken nezarethanede konuştuğum ve hayatımda ilk defa tanıştığım kadınlar; hayatı başarılı/varlıklı ama hepsinin ortak özellikleri aynıydı.
Mağdur profili şöyle; 1) çoğu kadın, 2) hepsi yalnız kadınlar, 3) hepsi hayatında belli travmalar yaşamış ve duygusal açıdan istismara müsait ve dikkat: hepsi uzun yıllar yurtdışında yaşamış veya halen yaşıyor. Örneğin, ben Haluk Levent’in hapis yattığını bilmiyordum Fransa’da büyüdüğüm için. Nezarethanede konuştuğum diğer çok para veren kadın da yurtdışından gelme; yani birçok gerçeğe benim gibi “Fransız!”

Sonuç olarak, toparlarsam: Ben bu işten bir kuruş kâr etmedim. Tam tersine 1 yıl kan küstüm, stres yaşadım, tekrar antidepresan ilaçlara başlamak zorunda kaldım. Sadece ve sadece o günler kahramanlaştırılmış, “iyilik meleği” Haluk Levent’e GÜVENDİM!”
Güner’in yaşadığı süreci detaylandırdığı ve satırına dokunulmadan paylaşılan tam açıklaması şu şekilde:
“KANSERSİNİZ!”
Sadece bu kelimeyi hayatında bir kez olsun duymuş insanlar benim saflığımı, benim duygusal kırılganlığımı yargılayabilir. O sözleri duyduğunuzda bir anda dünya başınıza yıkılıyor. İlk düşüncem, hiç unutmuyorum, şu oldu: “Oğlumun evlendiğini göremeyeceğim, torunlarımı sevemeyeceğim…” Saatlerce ağladım. Sonra mücadele başladı. İlk ameliyatım (double mastektomi) 9 saat sürdü. Ne büyük ağrılar! Dayanmam için günlerce morfin verildi. Nefret ettim, korkunç kabuslara yol açıyordu morfin. Sonra aylarca 2 göğsümde 2 pompayla yaşadım; göğüslerimden birkaç saatte bir kan boşaltıyordum. Başucumda annem bana yardım ederdi, Allah razı olsun, sonra da her kan boşaltma seansı sonrası bir köşede ağlardı. Ardından 2 ameliyat daha oldum: yumurtalıklarım ve rahmim tamamen alındı. Sonra yine tedaviler süreci başladı. Halen de sürüyor, halen kanser ilacı kullanıyorum. (Onkolog raporlarım mevcuttur.)
Bu süreçte lenflerimin bir kısmı da alındığı için bağışıklık sistemim de oldukça zayıf ve riskteydi. Nitekim zatürreden 2 hafta boyunca hastanede yattım. Yaklaşık aynı zamanlarda eşimle boşanma sürecim başladı. Mutlaka hastalığın ve ağır travmanın payı olmuştur. Yanlış hatırlamıyorsam 2022 yılı sonuydu, Aralık 2022’de boşanmam kesinleşti. 2022 yılında aylarca evden dışarı çıkamadım. Yoğun psikolojik destek almak ve antidepresan ilaçlar kullanmak zorunda kaldım.
Haluk Levent’ten paramı geri alma mücadelesi sırasında bana yaşattığı ağır stres ve endişe yüzünden anti depresan ilaç zorunluluğu yeniden nüksetti ve bugün hala kullanıyorum. Psikiyatr doktorum Sn. Prof. Dr. Yankı Yazgan ve psikolog doktorum Sn. Şeyma Doğramacı yaşadığım tüm bu süreçlerin en yakın tanıklarıdır. Paramı geri alana kadar yaşadığım yıkıcı stresin de en yakın şahitleriler…
2022 sonuna dönersek… Travmatik boşanma sürecim bitti. Şubat 2023’te korkunç Maraş depremleri oldu. Ben, naçizane hep yardımsever bir insan olmaya çalışmış bir insanım. Sol elinin verdiğini sağ el bilmeyecek denir ancak şu anki durumum iyi niyetli bir bağışın neden olduğu hürriyet yoksunluğu olunca bazı açıklamaları yapma gereği duyuyorum. Hayatım boyunca ailemden, çalışanlarımdan, hatta çok az dahi tanısam benden yardım isteyen kimselere elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım. Pek çok derneğe düzenli bağış yapardım. Bunlar arasında Türkiye Engelliler Vakfı, UNICEF, LÖSEV gibi dernek ve vakıflar ve ne yazık ki AHBAP da var.
Etrafımdaki insanlara ve derneklere yardım ederken hep şöyle düşünürüm: “Bu meblağı bağışlamak beni batırmaz ancak pek çok insanın hayatına önemli katkılar sağlayabilir…” Ben asla binlerce dolarlık ayakkabılar, elbiseler veya mücevherler insanı olmadım ama gözümü kırpmadan kimi küçük kimi büyük yardımlar yapmaya çalıştım hep, bugün içinde bulunduğum bu durumda dahi buna şükrediyorum. Çünkü benim ailemden gördüğüm de bu yöndeydi. Hayatımın her döneminde tüm vergilerimi kuruş kuruşuna ödedim, yıllarca vergi rekortmeni olmam nedeniyle plaketler aldım. Yapabildiğim her şeyi gecemi gündüzüme katarak çalışmayla elde ettim.
Benim inancım her zaman şu oldu; vergi ayrı zekat ayrı. Zekatımı doğrudan insanlara vermeliyim. Nitekim “Zekat” Kuran-ı Kerim’de ibadetler arasında vurgusu en yüksek olan kelimelerdendir. Yine yaşamım boyu aklımdan çıkarmadığım bir diğer inancım da: “Hayata -benim gibi- çok şanslı gelen insanlar; daha şanssız olanlara yardım etmeli.”
Bütün bunları bu şekilde yazıya dökmek beni çok üzüyor ancak yaşadığım süreç dolayısıyla üzülerek de olsa bunları anlatmaya mecburum… Evet, ben hayata şanslı gelenlerdenim. Nispeten varlıklı, saygın ve iyi insanlardan oluşan, iyi eğitimli bir aileye doğdum. Fransa’da büyüdüm, 2000 Fransız öğrencisi olan sınıfımda Paris Sorbonne’u birincilikle bitirdim. Fransızca ve İngilizceyi anadil seviyesinde, Almancayı iyi seviyede biliyorum. Bugüne kadar yayınlanmış 4 adet kitabım mevcuttur.

Yeniden aileme dönersem, rahmetli dedem, Ömer Ülkü, çok saygın ve dürüst bir savcı ve hakimdi. Muğla’nın Menteşoğlu ailesinden. Rahmetli büyük dedem Beyazıt Gün Güner Atatürk’ün silah arkadaşlarındandı, jandarma komutanıydı, aslen Konya’dan gitme bir Rumeli’liydi. Baba tarafımda ailenin tüm erkekleri asker, anne tarafımda ise neredeyse tüm evlatlar avukat veya hakimlik yapan insanlardır. Bu tertemiz ahlaklı insanlardan ben her şeyden önce dürüstlüğü öğrendim.
Ne yazık ki, kötülük her yeri öyle bir sarmış vaziyette ki insanlar hep kötülüğü görmeye alışmış. Bir insanın “sadece iyi bir insan” olmaya çalıştığına, olabileceğine kimse inanmıyor!
Evet, başarılı bir hukukçu olarak biliniyorum, elbette belli bir zekaya sahibim. Örneğin uluslararası alanda büyük bir kariyer yaptım, ICC Milletlerarası Tahkim Divanı bünyesinde hakemlik dahi yaptım, ancak zekâm kurnazlık yönünde çalışmıyor! Ne yazık ki, doğru tabirse eğer, “Sokak zekâm” yok! Ailemde bu tür yanlış davranışlar hiç görmediğim için; karşılaştığımda anlamadım!
Sevgili annem ve babam ODTÜ mezunu. Babam yıllarca Avrupa Konseyi’nde üst düzey uluslararası müdürdü. Zaten o yüzden Fransa’da büyüdüm. Babam rahmetli Turgut Özal’ın manevi oğlu gibiydi. Özal’ın hem Başdanışmanı hem Özel Kalem Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Sonra ANAP İstanbul milletvekiliydi. Tanıdığım en dürüst, en ilkeli, en iyi insandır. 85 yaşında ağır kalp hastası, cezaevinde bu satırları yazarken bir tek onu dert ediyorum. Kalbinin acıya ve adaletsizliğe dayanması için dua ediyorum. Bir de oğluma yakında tekrar sarılmak için, saçlarını koklamak için dua ediyorum. Hayatım, her şeyim, dünyanın en iyi kalpli insanı benim oğlum.
Cezaevi koşulları ve hatta dünyanın benimle ilgili ne düşündüğü hiç önemli değil çünkü Allah masumiyetimi ve kalbimi biliyor. Ancak oğluma mahcubum. Nasıl bu kadar saf olabildim! Neden bu acıları yaşatıyorum: esas yıkımım budur! Şimdi esas konuya dönelim. Ama önce kendimi, yaşadıklarımı yani nasıl bir insan olduğumu anlatmam gerekiyordu; anlayabilmeniz için…
57 yaşındayım ve demek ki; Allahın sevdiği kuluymuşum gibi 54 yaşına kadar hiç gerçekten kötü ve yalancı bir insana rastlamamışım! (Hep çok okumuşum, çok çalışmışım ama hep demek ki “pamuklar” içinde büyümüşüm) İlk cümleme dönüyorum: “KANSERSİNİZ!” ve tekrar ediyorum: bu cümleyi hayatında hiç duymamış insanlar ruh halimi, duygusal kırılganlığımı, yüksek empatimi lütfen yargılamasın.
Yaşadığım çifte ağır travmadan (kanser ameliyatları, tedavisi ve boşanmam) birkaç ay sonra yüzyılın depremleri yaşandı ve kalbim paramparça oldu. Tam iyileşemediğim için bölgeye gidemememin vicdani suçluluğunu hissediyordum. Televizyonlarda ve sosyal medyada hep Haluk Levent’i görüyordum. Özverili çalışmalarından çok etkilenmiştim. Şöyle düşünüyordum: “Bu insan gerçek bir melek”
O dönem sosyal medyada ahbapa yoğun bağış yapılıyordu; Ben de yüklü bir bağış yaptım. En yüksek bağışlardan birini yapmışım. Sonrasında (Sanırım 2023 Nisan-Mayıs başı gibi) Haluk Levent bana ulaştı ve mutlaka yüz yüze teşekkür etmek istediğini söyledi. Daha önceki bağışlarım sonrası da aramıştı ama hep reddetmiştim. Deprem sonrası artık kabul ettim. Levent’teki büroma elinde kocaman bir çiçek buketiyle geldi. “Ne kadar iyi kalplisiniz, harika bir insansınız” diye sürekli iltifat etti.
Mayıs 2023’te bir akşam Haluk Levent, annem ve babamla yaşadığım evime geldi. Annem, babam, erkek kardeşim ve oğluma gitarı ile evde bir moral konseri verdi. O üzüntülü günlerimde bu bana büyük moral oldu. Sonra erkek kardeşimi ve beni konserlerine çağırdı, en ön sırada oturttu, bize gelip şarkı söyledi konserde vs. O kadar karanlık bir dönemden sonra ilk defa hayatımda biraz neşelenmiştim.
Aynı sırada; ofisime ilk geldiği günden itibaren çeşitli hikayelerle borç istedi (hikayeleri emniyette ve savcılıkta ayrıntılarıyla anlattım). Özetle Haluk Levent şunu söylüyordu: “Ben Ahbap’ın en büyük bağışçısıyım. Bugüne kadar Ahbap’a toplamda 9 milyon Dolar bağışladım. Şu şu projelerde geçici zorluk yaşıyoruz. İlgili iş adamının parası geçici bloke ay sonu açılacak. 1 aylık çok kısa süreli bana borç verirsen ben Ahbap’a bağışlarım sonra da iş adamının parası çözülünce hemen sana geri öderim zaten” dedi. (Ayrıntılara girmiyorum yazıyı daha da uzatmamak için, hepsini savcılıkta anlattım)
Uzatmayayım, 3 milyon Dolar istedi; “Mümkün değil, böyle bir param yok” dedim. Çok “vicdan” yaptı bana, onlarca iyilik hikayelerini anlattı. O kadar vicdanen “arada kaldım” ki 3 gün hastanede yattım 2023 yazı: Acıbadem Maslak’ta 40 derece ateşle. Sonunda 1 milyon Dolar vereceğimi ama ev aradığımı; bu parayla kendime oturacağım bir ev almak istediğimi, sakın 1 ayı geçmemesi gerektiğini özellikle tembih ettim.
“Ben Haluk Levent’im. Her yıl kamuoyu anketlerinde Türkiye’nin en güvenilir insanı seçiliyorum. Tüm Türkiye bana güveniyor, nasıl güvenmezsiniz? Bu bana ağır hakarettir. En kötü ihtimal, B Planı, iş adamının parası çözülmezse 10 konser veririm, bir reklam anlaşması yaparım, yine de borcumu öderim” diyordu. Takip eden haftalarda aynı yöntemle istismar boyutlarında verdiğim borcu 1 milyon 570 bin Dolara çıkarttı.
Yaptığım tüm transferler de İş Bankası’ndaki yasal banka hesabımdan “Dolar borcu karşılığı şu kadar TL” ibaresi ile yapılmıştır. Ödemeleri Haluk Levent’in bana verdiği üç kişinin IBAN’larına yaptım, Haluk Levent olduğu için hiçbir şeyden şüphelenmedim. Hep böyle yaptığını söyledi. Bana 1 yıllık yoğun mücadele sonrası geri dönen borcum da gene kişilerden “borç iadesi” kaydı ile ve yine banka hesabıma yapılmıştır.
Borcu Haluk Levent’e Dolar borcu olarak verdim ve Dolar bazında aldığım para; verdiğim paranın biraz altındaydı. TL olarak çok az üstündeydi; ona dikkat bile etmemiştim çünkü borcumu Dolar vermiştim; ayrıca o parayı bir yıl KKM’ye koysaydım kat kat fazlasını alırdım! Özetle; bir borç verdim Haluk Levent’e ve bir yıl bana kan kusturdu. Her hafta ödememek için yeni uzun bir hikâye anlatıyordu, sağlık sorunlarından bahsediyordu. Ben de acıyordum, yine süre veriyordum.
Bir yılın sonunda 2024 yazında avukat dayım Togay Ülkü’ye açıldım. Haluk Levent ile çok sert bir konuşma yaptı. “Borcumuzu ödemezseniz savcılığa gideceğiz” dedi. Bunun üzerine birkaç hafta içinde Haluk Levent borcunu ödedi. O zaman da şöyle düşündük: “Demek zor bir dönem geçirmiş ama dolandırıcı değilmiş. Borcunu ödedi.” Bunun üzerine ailemin de tavsiyesi ile Haluk Levent’i telefonumdan engelledim ve bir daha hiç görüşmedim!
Yani tanışıklığım sadece bir yıl ve bunun neredeyse tamamı paramı kurtarma peşinde geçmiştir. Tam iki yıldır da hiçbir temasım ise yok! Anladığım kadarıyla Ahbap’ın tartışmalı işlemleri 2025 sonrasında yaşanmış.
Hiç Haluk Levent kadar iyi hikâye anlatan ve inandırıcı olan birine rastlamamıştım. Sanırım zaten büyük dolandırıcıların ortak özelliği budur: en akıllı insanları bile inandırma. Dikkat edin, duygusallığını istismar ettiği ben dahil tüm insanlar hayatında büyük bir travma yaşamış. Örneğin kızını kaybeden iş insanı, ben -kanser ve boşanma-. Ayrıca gözaltındayken nezarethanede konuştuğum ve hayatımda ilk defa tanıştığım kadınlar; hayatı başarılı/varlıklı ama hepsinin ortak özellikleri aynıydı. Mağdur profili şöyle; 1) çoğu kadın, 2) hepsi yalnız kadınlar, 3) hepsi hayatında belli travmalar yaşamış ve duygusal açıdan istismara müsait ve dikkat: hepsi uzun yıllar yurtdışında yaşamış veya halen yaşıyor. Örneğin, ben Haluk Levent’in hapis yattığını bilmiyordum Fransa’da büyüdüğüm için.
Nezarethanede konuştuğum diğer çok para veren kadın da yurtdışından gelme; yani birçok gerçeğe benim gibi “Fransız!”
Sonuç olarak, toparlarsam: Ben bu işten bir kuruş kâr etmedim. Tam tersine 1 yıl kan küstüm, stres yaşadım, tekrar antidepresan ilaçlara başlamak zorunda kaldım. Sadece ve sadece o günler kahramanlaştırılmış, “iyilik meleği” Haluk Levent’e GÜVENDİM!
Ayrıca, ilk gün de söyledim, tekrar ediyorum; Ahbap Derneği veya Haluk Levent’in hiçbir zaman avukatlığını veya danışmanlığını yapmadım. Derneğin işleri ile hiçbir zaman ilgi ve bağım olmamıştır. Tüm eleştirileri kabul ediyorum; saflık ettim, kabul. Ancak hiçbir suç işlemedim! Gece gündüz, 30 yıl boyunca çalışarak kazandığım, tüm vergi dökümlerini sunduğum yasal paramla saflık ettim! 2000-2024 arası gelir ve vergi dökümlerimi de savcılığa sundum. İyi niyetim ve yüksek acıma duygularım istismar edilmiş. Ama ancak şimdi anlıyorum bunu.
Şunu düşünmek istiyorum: ben ki Haluk Levent’in gerçekten de iyilik yapan bir yönü vardı (birçok yardımı herhalde ve inşallah yapmıştır!). Ancak aynı zamanda sanırım ki karanlık bir yönü de varmış. Bu karanlık yönünü bilseydim bırakın 1 lira Ahbap’a bağış yapmayı veya 1 lira Haluk Levent’e borç vermeyi, aynı sokaktan dahi geçmezdim! Bu kadar net.
Keşke tüm bunları 2023’te bilenler daha fazla yazsaydı! Keşke böyle bir kişiye hiçbir zaman dernek yönetme hakkı verilmeseydi! Kanaatimce bu hikâyeden ders çıkararak tüm partiler ortaklaşa acil bir yasal düzenleme hazırlamalı. Dernekler ve dernek yöneticileri sabıkaları varsa asla yönetimde olmalarına izin verilmemeli; denetimler daha yoğun ve daha ayrıntılı yapılmalı. Şeffaflık daha da üst düzeye taşınmalı. Ve hepimize bir ders; hemen birini körü körüne kahramanlaştırmamalıyız!
Ben bundan çok ders çıkardım kendi adıma. Çıkardığım en önemli ders: “Terzi kendi söküğünü gerçekten de dikemezmiş!”
Ama tek bir şeyi kesin olarak biliyorum: MASUMUM! Hiçbir suç işlemedim. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla kucaklıyorum. Adalet için dua ediyorum.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen derinleştirilmiş soruşturmada, Ahbap Derneği’nin kurucusu Haluk Levent hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması”, “Vergi Usul Kanunu’na ve Dernekler Kanunu’na muhalefet” suçlamalarıyla yasal işlem başlatılmıştı.
Soruşturma kapsamında İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla’da eş zamanlı düzenlenen ikinci dalga operasyonda çok sayıda adrese baskın yapılarak dijital materyallere el konulmuştu. Başsavcılık, MASAK raporları ile teknik ve fiziki takip çalışmaları doğrultusunda Ahbap Derneği hesaplarından bazı şüphelilerin şahsi hesaplarına yüksek tutarlı para transferleri yapıldığı iddialarının incelendiğini kamuoyuna açıklamıştı.
Dosyada yer alan iddialara göre ayrıca Haluk Levent’in 2020-2026 yılları arasında yasal bahis platformlarında oldukça yüksek tutarlı işlem yaptığı ve Ahbap Derneği hesaplarından, asistanı olduğu öne sürülen Yeliz Kaya’nın hesabına para aktarıldığı belirtiliyor. Soruşturma kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan avukat Ece Güner ise söz konusu para transferlerinin tamamen bir borç ilişkisi kapsamında gerçekleştiğini savunmuştu. Yürütülen yasal süreçte, derneğin ve soruşturma kapsamında ismi geçen bazı şüphelilerin malvarlıklarına da el konulmuştu.

Adıyaman’da belediye işçisi boş vakitlerinde duvarları çizdiği resimlerle süslüyor
1
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, Ankara’da
1025 kez okundu
2
Nijerya’da 15 Temmuz’un 10. yılı dolayısıyla panel düzenlendi
681 kez okundu
3
Emine Erdoğan, Lübnan Başbakanı’nın eşini İstanbul’da ağırladı
611 kez okundu
4
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Diş Polikliniği’nin Çatısında Yangın
497 kez okundu
5
Akaryakıt istasyonlarında skandal bitmiyor! Pompacıdan genç kadın için olay sözler
461 kez okundu